Kadında Kastrasyon Sorunsalına Yönelik Erken Dönem Tartışmaları
Kadında Kastrasyon Sorunsalına Yönelik Erken Dönem Tartışmaları
İbrahim DENİZ
Kadın cinselliği konusu halen psikanalizin önemli tartışma konularından biridir. Freud’un kadınlar ve kadın cinselliği ile ilgili görüşleri, son dönemde artan kadın hareketlerinin de etkisi ile sıklıkla yeniden incelenmektedir. Özellikle kadın analistler bu konuda bir çok çalışma yapmıştır. Her ne kadar ortak bir noktada buluşma konusunda zorlansalar da, bir sorunsal olarak kadın cinselliği her zaman psikanalizin kara kıtası olmaktadır. Klasik literatür ile modern literatür arasında en büyük farklılığın belki de bu konuda olduğunu söylenebilir. Kadın cinselliği konusunda katkıların ve görüşlerin özellikle son zamanlarda değişmesinin nedeni olarak kültürel değişimin ve kadın hareketlerindeki artışın dışında, Freud’un ilk dönem eleştirilere karşı çok sert ve dik duruşunun etkisi olduğu da düşünülebilir. Freud kadın cinselliği konusunda eksiklikleri olabileceğini kabul etmesine rağmen, alternatif bir takım düşünceler ile tartışmaya girişmekten kendini alamaz. Bu kuramsal tartışma bazen açık bir şekilde sürerken bazen de pasif agresif durumlarla devam etmiştir. 1920’ler ile 1930’lar arasında başlayan bir tartışma, kadın psikolojisi alanındaki en önemli ve en bilinen tartışmalardan birisidir. Bu tartışmada Karen Horney, Ernest Jones, ve Freud ana karakterlerdir. Tartışmaya Horney 4, Jones 3, Freud 2 makele ile katılmış, aynı zamanda Fenitchel, Deutch, Groot tartışmada önemli görüşler bildirmişlerdir.(Fliegel, 1973)
Karen Horney (1924), Türkçe’ye de çevrilen Kadında Kastrasyon Kompleksinin Kökenleri Üzerine isimli makale tartışmayı başlatmış ve bir çok modern fikrin öncülü olan düşünceler öne sürmüştür. Horney, birincil penis haseti ile ikincil penis hasedi arasında ayrım yapar. Birincil penis hasedinin kökenini genital önceki dönemdeki anatomik farklılıklara bağlar. Kız çocuğu erkek çocuğun penisine haset duyar çünkü erkek çocuk işerken penisine dokunma izni vardır ve çocuklar bunu mastürbasyon izni olarak algılar, penis erkek çocuğunun teşhirci hazlara izin verir ve en önemlisi olarak sadistik bi tümgüçlülük erken dönemde çişini fışkırtabilme eylemi ile birleşir. Horney, Analizde çokça karşılaşılan erkek olma isteğini, birincil penis hasedinin savunma olarak işlenmesi olarak değerlendirmiş ve penis hasedini odipal kompleksin ortaya çıkardığı suçluluğa karşı bir gerileme, kadınsılığın gelişiminde bir geri çekilme olduğunu iddia etmiş bu duruma da ikincil penis hasedi adını vermiştir. Ona göre kadınlar, odipal suçluluk nedeni ile kendi cinsel organlarının kastre edilmesi yani kirletilmesi kaygısını, penis hasedine çevirerek, belirsiz bir ceza beklentisi yerine cezayı somutlaştıran bir şey koymaktalar, ayrıca çocuksu cinsel kurama gerileyerek penisi suçsuzluğun kanıtı olarak görmekteler. 1926’da savunma olarak penis hasedi düşüncesini ve kadında Oidipal süreç hakkında söylediklerini geliştirecektir.
Horney’in fallik egemen cinsellik anlayışını eleştirerek kadınların kendine has cinsel zevki üzerinden değerlendirmesinden dolayı Fliegel’e Freud’un, Horney’in tezlerini kabul edilemez bulması şaşırtıcı değildir. (Fliegel, 1973)
1925’e kadar Freud bir çok yerde kadın cinselliği, özellikle kadınların Oidipal kompleksinin yeterince aydınlatılmadığını ima eden ifadeler kullanmıştır. Örneğin 1924’de Abraham’a yolladığı mektubunda, Bu konu hakkında bir şey bilmiyorum. Problemin kadın açısından görünüşü benim için bir gizem” yazar.
Freud, Cinsiyetler Arasındaki Anatomik Ayrımın Psikolojik Bazı Sonuçları (1925),” adlı makalede Horney’e tam tamına zıt bir görüş ifade eder. Bir çok kişi, Freud’un bu makaleyi Horney’in düşüncelerine cevap olarak yazdığını düşünmektedir. Freud’a göre Kız çocuklarda Oidipal Kompleks ikinci bir oluşumdur. Kastrasyon kompleksi önce gelir ve kızlardaki Oidipal süreci ortaya çıkarır. “Erkek çocuklarda kastrasyon oidipal süreci bitirirken kız çocuklarında başlatır. Bu durum iki cins arasında tamamen farklıdır.” Benzer doğrultuda Freud, kız çocuklarında Oidipal kompleksin çözümüne yönelik motivasyonun eksikliğini vurgular buna neden olarak Oidipal kompleksi çözmesi beklenen kastrasyonun kadınlarda hali hazırda gerçekleşmesi olduğunu savunur. Horney ise kadınlarda Oidipal kompleksi birincil, penis hasedi ise Oidipal kompleksin bir savunması olarak ikincil olandır. Ancak Freud yine de makalesini Horney’e referans yaparak bitirir. Kadında kastrasyon sorunu ile ilgili Horney, Deutch ve Abraham’ın değerli çalışmaların yaptıklarını ancak kendisine yakın şeyler söylemelerine rağmen tam olarak söylemek istediğim şeyleri ifade etmedikleri için bu makaleyi yazdığını ifade eder. Jones’a göre, burada Freud’un kendi fikirlerine tamamen zıt fikirler öne süren Horney’e referans yapmasının nedeninin, Freud’un Horney’in zıtlığını fark etmediğinden mi ya da politik olmaya çalıştığından mı olduğu anlaşılmamaktadır.
Freud, “Question of Lay Analysis”’(1926)’de kız çocuklarının cinselliği hakkında erkek çocuklarından daha az şey bildiğini ve yetişkin kadının cinsel yaşamının karanlık bir kıta (“dark continent” ) olarak kaldığını ifade eder.
1926’da Horney, Kadınlıktan Kaçış isminde makale yazar.(Horney, 1926) Bu makalenin en önemli teması belki de erkek çocuğu ile kız çocuğunu oidipal gelişimi arasında bir benzerlik kurması aynı zamanda kadınların oidipal sürecini penis hasedinin etrafında şekillendirmemesidir.
Horney, kadınsılığın kendi içerisinde erkekler tarafından elde edilemeyecek bir çok haz vaat ettiğine vurgu yapar ve annelik örneğini verir. Kadınlarda, penise haset olduğu kadar, erkeklerde de kadınsılığa (meme ve vajina) haset olduğu gözlemini yapar ve farklı cinsiyete haset duymanın karşılıklı bir durum olduğu ve aşırı nevrotik kişilerde ancak sorunsal değeri taşıdığını ifade eder ve bu tezini klinik örnekler ile destekler. Sonraları Klein farklı bir bağlamda “Haset” kavramını geliştirecek ve annenin vericiliğine yönelik saldırgan bir dürtü tanımlayacaktır. Horney’in bu söylemini, bu konuda bir öncül olarak değerlendirip değerlendirilemeyeceği bir tartışma konusu olmaktadır.
Aynı makalede kız çocuklarındaki Oidipal kaygı hakkındaki görüşlerini geliştirir ve Oidipal sürecini, penis hasedinin egemenliğinden çıkararak “birincil kadınsal genital kaygı” olarak adlandırılan babanın büyük penisinden dolayı çok gelişmemiş vajinanın zarar görmesine yönelik bir kaygı betimleyerek erkeklerdeki kastrasyon kaygısına denklik içerisinde bir kaygı tanımlar. Kadınlarda kastrasyon düşüncesinin bir kökeni olarak, psikanalizde kadınlarda sıklıkla ortaya çıktığını gözlemlediği, baba ile cinsel ilişkiye girerek kastre olma düşlemini gösterir. Horney, Cinsel organın oidipal dürtüler ve bu dürtülere yönelik suçluluk duyguları ile zarar görmesinden korkmaya yönelik kaygının olduğunu ortaya atan ve babanın büyük penisi ile ilişki çerisinde tahrip olma şeklinde kendini gösteren kastrasyon düşlemini temel bir düşlem olarak sunan ilk kişidir. Daha sonra Jacobson, Klein gibi yazarlar kadınların cinsel organına yönelik kaygı betimleyeceklerdir.
Aynı makalede Horney, penis hasedine verilen önemin ve fallik merkezli bir cinsel kuramın erkek egemen toplumun kültürel bir baskısının ve psikanalizin erkek bilimi olmasının sonucu olduğunu iddia eder. “Son çalışmalarının birisinde Freud, artan bir telaşla araştırmalarımızın tek yanlılığına dikkatleri çekmiştir. Ben bunu, son günlere dek sadece erkek çocukların ve erkeklerin araştırma konusu olarak ele alınmasına bağlıyorum. Bunun nedeni ise çok açıktır. Psikanaliz bir erkek dehanın eseridir ve bu görüşleri geliştirenlerin hemen hepsi erkektir. Bu insanların bir erkek psikolojisi geliştirmeleri ve erkekleri kadınlardan daha iyi anlamaları doğru ve akla yatkın bir olgudur. “
Bu makalenin bir diğer önemli mesajı, erken çocuklukta vajinal bir hissin ve vajina farkındalığına sahip olduğunu iddia etmesidir. Klein, 1928’de kongrede okuduğu makalede kız çocuklarında erken vajinal cinsel duyum hissettiğini ve vajinal farkındalığı kazandığını, erken dönemde babaya yönelik arzuların geliştiğine ikna olduğunu ifade eder. Bu yaklaşım kadın cinselliğini fallik bir egemenlikten çıkarmaya ve kendine has birincil bir süreç kazandırmaya yönelik önemli bir söylemdir.
Ernest Jones 1927 yılında The Early Development of Female Sexuality adlı makalede, kadınsı cinsel gelişimin kendine has bir yön izleyen birincil bir süreç olduğunu, penise olan hasedin savunma amaçlı olduğunu, vajinal farkındalığın kız çocukta erken yaşta geliştiğini ve annenin tehlikeli bir rakip olarak göründüğü ifade ederek, bolca Horney referansı açık şekilde ile Horney’i desteklemiştir. (Jones, 1927)
Freud, Jones ve Horney’e 1931’e kadar cevap vermez. Lampl-de Groot,kız çocuğunun gelişimin ilk yıllarında, küçük bir erkekten hiçbir farkı olmadığını ve adeta küçük bir erkek gibi davrandığını, kastrasyonu fark edip kabul ettikten sonra , aktif cinsel amaçlarını terk ederek yeni nesneye yöneldiğini ifade eder. (de Groot, 1930)
1930’da Deutch, kadınlarda oidipal kompleksin kastarsyon ile birlikte başladığını düşündüğünü ifade eder ancak Horney’in kadınlıktan kaçış üzerine yaptığı gözlemleri literatüre önemli bir katkı olarak değerlendirir. (Deutsch, 1930)
1930’da Otto Fenichel, farklı ve çatışmalı fikirlerin havada uçuştuğu bu canlı tartışmaya mütevazi bir katkı yapmak istediğini belirtir ve bu tartışmanın her bir sorunsalının çok ayrıntılı analiz ile cevaplanabileceğini, belki çocuk analizinin bu konuda daha faydalı olabileceğini belirtir ve Freud, Horney ve Jones’e çeşitli noktalarda katılır. Groot’un küçük kız küçük erkektir gözlemini doğrulamadığını ifade ederek reddeder. Horney’in savunma olarak penis hasedi fikrinin Freud ile çelişmeyebileceğinden bahseder ve pre-ödipal ve ödipal penis hasedinin ayrılmasını mantıklı bulsa da bunu ayırt etmenin zorluğundan bahseder.
Nihayet 1931’de Freud ünlü makalesi olan Kadın Cinselliği’ni yazar. Bu makale genel olarak kadın cinselliği üzerine söylemlerini ve bu söylemlere eklediği yeni fikirleri içerirken aynı zamanda Jones ve Horney’e cevap verme işlevine sahiptir. Kuşkusuz çok önemli ve değerli bir makale olan bu yazına hak ettiği değerli özeni göstermeden, özellikle konumuz açısından önemli yerlere odaklanmak durumundayız.
Freud, kadın cinselliğini kuramsal olarak değerlendirirken kadınların ödipal dönem öncesinde anneye duyduğu negatif Oidipus’a, daha sonra nesne değiştirme zorunluluklarına ve cinsel organlarındaki değişime vurgu yapar ve kadın cinsel gelişimini erkek cinsel gelişiminden büyük ölçü de ayırır. “Ne olursa olsun, erkeğin ve kadının cinsel gelişimi arasında net bir paralellik beklentisinden uzun zaman önce vazgeçmiştik.” (Freud, 1931)
Freud, makalenin başında iki önemli görüş bildirir. Bunlardan birisi, kadınların vajinal duyumlarının yıllarca var olmadığı ve kadının cinsel yaşamının iki evreye ayrıldığı ve ilkinin erkeksi bir yapıda olduğudur. Freud, ilk evrede, klitoris erkeksi masturbatif eylemin aracı olarak görmektedir. Freud, kız çocuğun ilk yıllarda vajinal duyumda dair gözlemler olsa da bunun çok önemli olmadığını cinsel hazzın kilitoris odaklı olduğunu yeniler. (Freud, 1931)
Freud, erkek ile kadın arasında farkları incelerek Oidipus kompleksine değinir. Erkekler ile kadınların bu süreci farklı yaşadığını vurgular. Erkek Oidipusunun kastrasyon ile olan ilgisini vurgular ve kadınlarda bu sürecin farklı olduğunu ifade eder. “Ebeveynlerden birisine karşı sevgi, aynı anda rakip olarak gördüğü diğerine karşı ise nefret duyulması gibi bir birleşimi sadece erkek çocukta görürüz.” Kastrasyon kompleksi ise, çocuğun organına duyduğu narsisistik yatırımdan doğan organını koruma düşüncesi oluşturacak ve toplumsal uyumu sağlayacak olan üstben yapısı oluşacaktır. Kadında kastrasyon kompleksinin sonuçları ise farklıdır. Kadın der Freud, “Kastre edildiği gerçeğini ve bununla birlikte erkeğin üstünlüğünü, kendi aşağılığını kabul eder; ama hoş olmayan bu duruma baş kaldırır.“ Daha sonra oidipal kompleksin ve buna bağlı iğdiş sorunsalının kadının cinsel hayatında gidebileceği üç yol betimler. Bunlardan ilki, cinsel soğumadır. Erkeğin penisi ile klitorisinin karşılaştırılmasından ürken kişi genel olarak cinsellikten tiksinir. İkinci yol olarak uzun süre bir penise sahip olacağı hayali ile yaşar ve “erkeklik kompleksi” geliştirir. Bu uç durumlarda eşcinselliğe neden olur. Üçüncü yol ise Oidipal kompleksinden kadınlığa gden yolu bulmasını mümkün kılan nihai normal kadınsı tutumu geliştirebilir. Burada Horney’e ve genel olarak görüşlerine karşı çıkacağını beklediği feminist analistlere bir dipnot yazar. “Feminist düşünceli erkek analistler kadar kadın analistlerin de burada söylediklerime karşı çıkması beklenir. Bu tür kanıların, erkeğin “erkeklik kompleksinden” kaynaklandığını ve kadınları küçümseyip baskı altına almaya yönelik doğuştan eğilimini teorik bir temelde haklı çıkarmayı amaçladığını söyleyeceklerdir. Ama bu tür bir psikanalitik tartışma bize sık sık olduğu gibi burada da Dostoyevski’nin ünlü “çift ağızlı bıçağını” hatırlatır. Bu tartışmanın muhalifleri buna karşılık olarak kadın cinsinin, erkeklerle eşitlik özlemine ters düşüyor gibi gözüken bir görüşü benimsemeyi reddetmesinin oldukça doğal olduğunu düşünecektir. Analizin tartışma silahı olarak kullanılmasının hiçbir sonuç veremeyeceği açıktır.” (Freud, 1931)
Freud, Kadınlarda kastrasyon ve Oidipus sorunsalına geri döner. Kız çocuğunun eninde sonunda kendi “organik aşağılığını” fark edeceğini bunun “Beni neden kadın doğurdun?” sorusuna ya da “annem iğdiş edilmiş olduğundan değersiz” gibi düşüncelere yol açacağı ve bir öfkenin ortaya çıkacağını söyler ve kız çocuğun anneye yönelik bir diğer suçlamasının da bana neden yeterince süt vermedin” olduğunu ekler. Green (2004), bu söylemin kadınlarda hadımın ile pre-ödipal kökenlerine gönderme yaparak Freud’u Klein’a yaklaştırdığını söyler. Kadınların anneye yönelik öfkesini arttıran bir kaç etmen daha sayan Freud, bu nedenlerin kız çocuğunun annesine olan düşmanlığına yeterli olacağına ikna olmamıştır. Anneye yönelik düşmanlığın, ilkel çift değerlilikten kaynaklandığını ifade eder. “Dolayısıyla küçük kızın annesine duyduğu yoğun bağlılığın büyük ölçüde ikircikli olduğu ve işte bu ikircikliğin sonucu -yani çocuk cinselliğinin genel özelliğinin sonucu- olarak· (değindigimiz diğer etkenlerin de yardımıyla) annesinden uzaklaştığı sonucuna varırız.”
Freud makalenin son paragraflarını, Cinsler Arası Anatomik Farklılıkların Bazı Psikolojik Sonuçları (1925)” makalesinden sonra yazılan makaleleri değerlendirir. Groot (1927)’ makalesindeki kız ve erkeğin Oidipal öncesi dönemde özdeş olduklarını, kızın anneye yönelik fallik etkinliği gibi temel noktalara katıldığını belirtir. H. Deutch’un 1925 kızın babaya yönelmesinin annesinde uyarılmış olan pasif eğilimleri yoluyla gerçekleştiği fikrine katıldığını ifade eder. Klein’ın (1928) Oidipus kompleksinin zamanını iki yılın başına kadar götürmesinin kendi kuramı ile çeliştiğini belirtip, bunun yetişkin analizindeki bulgularla ve kız çocuğun anneye olan uzun süreli bağlılığı gözlemi ile çeliştiğini belirtir ancak çocuğun cinsel gelişimini hızlandırıp olgunlaştırabilecek bir çok rasgele çevresel etmen olduğunu söyleyerek tamamen reddetmez.
Freud Horney ve Jones’a birer paragraf ayırır. Horney’in kendilerini kızın penis hasedini fazla önemli görmek ile suçladığını ve daha sonra geliştirdiği erkeklik eğiliminin gücünün, kadınsı dürtülerden kaçış olarak kullanılan ikincil bir penis hasedine bağladığını ifade eder. Bunun kendi izlenimlerine uymadığını ifade eden Freud, erkeksi komplekse sahip olan kişinin babaya bağlılığının daha az olacağını doğru bulurken bunun birini birincil diğerini ikincil olarak sunma hakkı vermediğini söyler ve şu soruyu sorar “Eğer kadınlığa karşı girişilen savunma bu kadar enerjikse, bu gücünü çocuğun penise imrenmesinde ilk dışavurumunu bulan ve bu nedenle adını burdan almayı hakeden erkeklik eğiliminden almıyorsa nerden alıyor?”
Freud, Jones’e daha sert ve kesin bir cevap verir. “Benzer bir itiraz da Ernest Jones’un (1927) kızlardaki fallik evrenin, temel bir gelişim evresinden çok tali, koruyucu bir tepki olduğu görüşü için geçerlidir. Bu, şeylerin ne dinamik konumuna, ne de kronolojik konumuna uymuyor. “
Freud, yazısının bir bölümünde “Küçük kızın saldırganca oral ve sadistik arzularının, ilk bastırmayla aldığı biçimlerde anne tarafından öldürülme korkusu olarak ortaya çıktığını görürüz; bu, karşılık olarak bilinç düzeyine ulaşması halinde annesine karşı besledigi ölüm arzusuna gerekçe olan bir korkudur. Kızın annesinde sezinlediği bilinçsiz bir düşmanlığın anne korkusunu ne sıklıkla pekiştirdiğini söylemek mümkün değildir.” Dedikten sonra Horney’e kız çocuğunun babasına duyduğu arzudan böylesine kaçmasının nedenini sorması ilginçtir. Jones’de aynı şekilde Freud’un Horney’in söylemlerini tam olarak yerinde değerlendirmediği yorumunu yapar. (Fliegel,1973)