Psikanalitik Literatürde Dora Vakası Üzerine Görüş ve Değerlendirmeler
Psikanalitik Literatürde Dora Vakası Üzerine Görüş ve Değerlendirmeler
İbrahim DENİZ
Eşcinsel Aktarım
Freud, Dora vakasında, Dora’nın eşcinselliğine yeteri kadar önem vermediğini, Dora’nın ruhsal dünyasında önemli bir yer tutan homoseksüelliği daha önce fark edip ona göre çalışmaya devam etmesi konusunda yakınır ve nevrozlarda homoseksüel çatışmaların önemine vurgu yapar. Kadın Cinselliği (1931)’nde, Odipal öncesi dönemde, kız çocuklarının cinsel nesnesinin anne olmasına dikkat çekerek, kadın cinselliğinin gelişiminde pre ödipe büyük bir önem atfetmiş, kadınlarda histerinin kökenlerinin, anne ile olan ilk ilişkide bulunabileceğini fark ederek, odipal dönemi, erken dönemde kız çocuklarının anneye duyduğu arzu olarak negatif odipusu, pozitif odipusa ulaşmak için bir basamak olarak önermiştir. Bu ilk dönemdeki anneye olan bağlılığın analizinin zor ve çoğu kez ulaşılmaz göründüğünü söyleyerek, bazı aktarımsal nedenlerle kadın analistlerin bu döneme daha kolay ulaşabilme imkanları olabileceğinden bahsetmiştir. Kadın homoseksüelliğini ve kadın homoseksüelliğinin aktarımdaki ifadelerini tartışan Roth (1988), analize giren kadın bir analizanın bir süre sonra homoseksüel aktarım geliştirdiğinden bahseder ve analistin bu aktarımı kullanabilmesi için pregenital dönem ile negatif odipal dönem arasında ayrım yapabilmesi gerektiğini vurgulayarak, kadının eşcinsel aktarımının iki farklı evresinden bahseder. Etken ve edilgenlik çatışmasına vurgu yaparak, pre-ödipal dönemde cinsel nesne olan anneye duyulan pasif tarzda eşcinsel arzu ile genital anneye duyulan aktif negatif odipal arzu arasında ayrım yapar. Negatif odipusun aktarımdaki göstergelerinin gözden kaçmasına ve analistin negatif odipusun dışa vurumlarını, pre genital bağımlılık ya da genital cinsellikten kaçış şeklinde kendini gösteren regresif bir savunma olarak yorumlama ihtimaline karşı uyarır. Freud’a benzer şekilde, özellikle aktif genital eşcinsel arzuların erkek analiste karşı aktarımda daha az ortaya çıktığını ifade eder ve analistin, negatif odipusun temsillerine rüyalar, dil sürçmelerinin yorumlanması gibi tekniklerle ulaşabileceğini ifade eder.
Moscovitz (1973), Doranın eşcinsel çatışmalarının, Freud’ aktarımı ile çok derin bir şekilde bağlı olduğunu, Freud’un bu yönde daha iyi yorumlamalar ile analiz sürecine yardımcı olabileceğini savunur.
Dora Vakası ve Freud’un Karşı Aktarımı
Freud, 14 Ekim 1900 tarihli mektubunda Fliess’e Dora’yı ““Hareketli geçen hayatım bana yeni bir vaka getirdi; on sekiz yaşında bir genç kız. Mevcut maymuncuk koleksiyonuma tamamen uygun bir vaka.” diyerek tanıtır. Aslında bu en yoğun eleştirilerden biri olan, Dora’nın kuramı kanıtlamak için nesneleştirilmesinin bir göstergesidir. İronik olarak, “kendi deneyimlerinden ve hatalarından” yola çıkarak yazdığı “Psikanalitik Tedavide Hekime Öneriler” isimli makalesinde, Bir olguyu bilimsel olarak ele almanın ve daha en başından bilimsel değerlendirmelerin belirlediği ve onun gerekçelerine göre davranılan olgularda başarıya ulaşılamayacağını belirtir.
Anzieu (2016), Freud’un Irma Rüyasının Irma’ya yönelik karşı aktarımı ifade etmesi gibi Tabldot rüyası da Dora’ya yönelik erken karşı aktarımın bir ifade ettiğini ifade eder. Tablot rüyasında, Bayan E.L. elini teklifsizce Freud’un dizine koyar, Freud bu eli bir savunma hareketi ile uzaklaştırır. Anzieu, Freud’un rüyasında dizine teklifsizce elini koyan kişinin Dora’yı da temsil ettiğini ve Freud bu rüyada, Breuer’in, Anna O. İle yaşadıklarını kendisine hatırlatarak, Dora’nın baştan çıkarmasına karşı koyduğunu ifade eder.
Decker (1982), vaka öyküsüne Dora adını vermesinin, Breuer ile olan ilişkisinin etkili olduğunu, Freud’un Dora’yı gördüğü dönemde, Breuer ile olan ilişkisinin kalıntıları ile mücadele ettiğini aynı zamanda Fliess ile ilişkisinin sorunlu olmasının bu durumun gücünü arttırdığını savunur ve Dora isminin Breuer’in kızının ismi olduğuna dikkat çeker. Decker ayrıca, dönemin histerik kadınlara karşı takındığı olumsuz tutumun, Freud’un karşı aktarımını etkilediğini ve Freud Dora tedavisine bu olumsuz tutum ile başladığını ifade eder.
Mahony (2002), Dora Vakası üzerine yazdığı kitapta, Freud’un Dora’dan önceki bazı vakalarına ruhsal biseksüeline ile ilgili yorumlarda bulunduğunu ortaya koyar ve Freud’un Dora’nın eşcinsel çatışmalarını fark edememesinin nedeni olarak, Freud’un karşı aktarımını gösterir. Ona göre Freud’un Fleiss’e yönelik eşcinsel dürtüleri, Dora’nın Bayan K.’ye olan dürtülerini görmesini engellemiştir. Dora ve Fliess’in Freud’un bastırılmış eşcinsel ve kadınsı özdeşim nesnesi olduğunu söyleyen Mahony, Dora’nın ve Fliess’in karısının ilk adının Ida olması ve ikisini de çok kıskanç olmasını bu tür bağlantı noktalarından biri olarak kabul eder. Ayrıca Freud’un Dora’ya yönelik saldırganlığının farkına varamadığını, Bay K’nin fiziksel talepler ile yaptığını Freud’un yorumlarla yaptığını ve yorumlarını saldırganlığının bir aracı olarak kullandığını savunur.
Markus (1975), Freud’un Fliess ile arkadaşlığında kritik bir dönem yaşadığını ve ne olduğunu tam olarak anlamadan kendi hissettiklerini Dora’ya aktardığını savunur.
Glenn (1980a), Freud’un kendi olumsuz karşı aktarımını fark etmekte başarısız olduğunu savunur. Ona göre, Dora’nın aktarımı, bir mürebbiye ile özdeşimi içermekteydi. Freud’un hayatında mürebbiye karakteri çok önemli bir odipal rol oynamaktaydı bu yüzden Freud Dora tarafından bırakılmaya karşı savunmasız kalmıştı. Bu hizmetçi Freud’un analizinde kız kardeşi doğduktan sonra kendisini terk eden annesinin ikamesiydi ve Freud 2.5 yaşındayken hırsızlıktan dolayı evden uzaklaştırılmıştı. Freud nevrozlarının yaratıcısı olarak gördüğü bu mürebbiye ile Dora arasında kurduğu ilişki nedeni ile tedavide zorlandığını, Dora’ın terk edişini engellememesi, onu tedavide tutamaması ve daha sonra onu tekrar analize almak istememesi, hizmetçisinin onu terk etmesinin yarattığı travmanın etken bir tekrarıydı.
Eleştiri ve Değerlendirmeler
Freud, Dora Vakasını tekrar incelediğinde, Dora’nın eşcinsel aktarımın önemini kavrayamadığını ve fark edemediğini, Dora’nın, kendisini Bay K. İle özdeşleştirdiğini ve Bay K.’yi terk ettiği gibi kendisini terk ettiğini, yani aktarımda eyleme vurduğunu ifade eder.
Psikanalizin kuramsal gelişimi ile birlikte Dora vakası bir çok kişi tarafından kez yeniden değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Dora Vakası’nın psikanalitik tarihçede çok faydalı ve eğitici olmasını ve kuramsal olarak çok önemli bir yerde bulunmasının yanında, yeni gelişen kavram ve bakış açıları ile birlikte Freud’a eleştiriler de yapılmıştır. Dora’nın Freud’ın en erken dönem çalışmalarından biri olduğu göz önünde bulundurulursa, Freud, Dürtü kuramının son şeklini alması, ikinci yerleştirme kuramının ortama atılması gibi kuramsal değişmeleri göz önünde bulundurarak, Dora vakasını çalışırken bir çok değişiklik yapabileceğini ima eder. Freud sonrası eleştirel değerlendirmelerin sayısı, aktarım, ergen ve psikosomatik psikanalitik kuramlarındaki gelişmeler ile birlikte arttığı gözlemlenmektedir. Freud’a yönelen eleştiriler, Dora vakasında genel olarak teknik hatalar, kendi karşı aktarımını ve Dora’nın aktarımını fark edememesi, Dora vakasını kuramsal bir kanıt olarak nesneleştirmesi ve Dora’nın analitik ilişkideki konumunu ve arzusunu dikkate almaması, Doranın travması ve ergenliğinin ciddiye alınmamsı etrafında şekillenmektedir.
Lang (1976) ve Gilman (1993) Freud’un yaptığı teknik hatalara dikkat çekerler. Lang (1976), Freud’un Babası ve Bay K. İle tanışık olmasından dolayı Dora ile ikili ilişkiden fazlasını yaşadığı, Dora’ya tedavinin tahmini bitmiş süresini söylediğini ve yorumları önceden planlayıp hastayı o noktaya ittiğini söyler ve bunları teknik hata olarak değerlendirir. Glene (1993) , Freud’un daha 3 ay olmadan çok derin yorumlar yapmayı denediğini ve bu yorumları direnci analiz etmeden yaptığını, günümüzdeki analistlerin artık daha yavaş hareket edip daha çok dirençleri aşmaya çalıştıklarını söyler..
Marty ve arkadaşları, Dora vakasının karmaşıklığını histerik konveksiyon teşhisinin karşılamadığını savunmuşlardır. (Marty, Fain, de M’Uzan, and David, 1968)
Schimmel (1973), Freud’un rüya yorumlamanın üzerinde çok fazla durduğunu ve aktarım yorumlarına gerekli önemi vermediğini, Dora’nın rüyalarındaki aktarımsal ögelerin yorumlanması ile Dora’nın ayrılışının önlenebileceğini söyler.
Viderman (1974), Freud’ “analitik durumun” klasik koşullarını organize etmeyi başardığını, ancak giderek katı teknik prosedürler kurarak “analitik alanı” kurmayı başaramadığını ifade eder. Freud kendi ile Dora arasında Winnicott’un oyun alanı olarak tarif ettiği serbest alanı kuramamasını en büyük hatalarından biri olarak kabul eder.
Lang (1976), Erickson ve Viderman’a paralel bir şekilde, Freud ile Dora’nın üç nedenden dolayı teropatik uygunsuz birliktelik (therapeutic misalliance) yaşadığını, bu nedenlerin birincisinin Dora’nın, Freud’u Bay K ve babasının müttefiki olarak görmesi, ikinci olarak Freud’un o dönemdeki kuramına kanıt aradığı için analizdeki cinsel malzeme ile çok ilgilenmesi ve bu ilginin Dora tarafından Bay K. ve babası gibi baştan çıkartıcı olarak deneyimlemesi ve son olarak da Dora’nın terapideki amacı aile içinde yaşananlara karşı kendini haklı çıkartmak iken Freud’un amacının Dora’nın hastalığının kökenini keşfetmek olduğundan amaçlarının uyuşmaması olduğu sonucuna varır.
Lewin (1973), Freud’un kendi olumsuz karşı aktarımını fark etmede başarısız olduğunu ve Dora’nın babasına yönelen duygulanımının Bay K.’ya olan aşkını karşı kullandığı bir savunma olduğu yorumunu kabul etmez aksine Dora’nın çatışmasının, Bayan K ve mürebbiye örneklerinde kendini gösteren annesine yönelik yoğun cinsel arzusu olduğunu, savunur.
Slipp (1977), Freud’un baştan çıkarılma kuramını terkederken, kişiler arası ilişkileri önemsizleştirdiğini ve içsel dinamiklere gereğinde fazla odaklandığını savunur.
Sachs (2005), Freud’un Dora Vakasında travmayı görmezden gelerek kendi kuramını uygulamadığını ve bunun bir hata olduğunu söyler, aynı zamanda Dora’nın travma geçirmiş bir ergen olara değerlendirmenin gerekliliğinden bahseder ve Freud’un çok hızlı sonuç almak için acele ettiğini ve bunun süreci baltaladığını söyler.
Spiegel (1977), Freud’un, ilk başta hastalarının fantezilerini gerçek olarak kabul ettiğini, baştan çıkarma kuramındaki radikal değişiklikten sonra yanlış bir şekilde Dora’nın gerçek baştan çıkarılma hikayesinden şüphe duyduğunu belirtir.
Krohn ve Krohn (1982), psikanalitik kuramdaki histerik kişilerin, eşcinsel dürtülerinin pre ödipal genellikle oral saplantıdan kaynaklandığı görüşüne karşı çıkarlar ve Dora Vakasıda çatışmanın çözülmemiş fallik odipal üçgenden kaynaklandığını, bir çok anne ikamesi ile ilişkisinde kendini gösteren Dora’nın bilinçdışı olarak annesinin sevgisini arzusu ve Freud ve Bay K.’ya olan öfke duygusunda kendisini gösteren babasına yönelik öfkesi olduğunu ifade ederler. Dora’nın analizinin, yeni dürtü kuramından çok önce yapılması nedeni ile Freud’un Dora’nın erkeklere karşı olan rekabetçi ve agresif tutumunu gözden kaçırdığını, Dora vakasında öncelikle yorumlanması gerekenin fallik ödipal aktarımdan kaynaklanan Freud’a yönelik Dora’nın öfkesi olduğunu iddia ederler ve Dora’nın Freud’un yaptığı yorumları ve rüya analizlerini küçümseyip reddetmesinin, baba ikamesi olan Freud’u kastre etmeye yönelik bir girişim olduğunu ifade ederler.
Gammelgaard (2017), Dora vakasının başarısız olmasının nedeninin sadece Freud’un Dora’nın aktarımı olmadığını ifade eder. Ona göre Freud metinlerinde Freud’un iki farklı kişiliği fark edilir. Birincisi, her şeyi bilen, tam güçlü bir pozisyonda olan kişiliği ve diğeri ise öğrenmek isteyen mütevazi bir araştırmacı kişiliği. Gammelgaard’a göre Freud Dora vakasında, her şeyi bilen bir bilge konumunda kalması vakanın başarısız olmasının en önemli nedenlerinden birisidir.