Yas ve Melankolinin Kökenleri

Yas ve Melankolinin Kökenleri

İbrahim DENİZ

 

Psikanalitik düşünce, davranış ve duygulanımın arkasında yatan bilinçdışı süreçlere dikkati çekmiştir. Bu noktada üretilen bir eserin bu süreçlerden etkilenmemesi mümkün değildir. Freud, Düşlerin Yorumu’un subjektif kaynağı olduğunu kabul eder ve eserin babasının ölümüne verdiği bir tepki olduğunu belirtir. (Paris, 2000) Paris, Freud’un yakınlarının kaybı ile metinlerde “yas” kelimesini geçiş miktarı arasında direk bir bağlantı bulamasa da Freud’un hayatında iki dönemde yas kelimesi gerçekten artmıştır. 1913’de Totem ve Tabu’da kırk kere yas kelimesi geçer ve 1915’lerde yayınladığı beş makalede ise toplam 53 kere kullanılmıştır. Freud, “Totem ve Tabu’yu yazarken, abilerinden Philipp ölür, 1914’de ise kendisi için daha önemli olan abisi Emmanuel ölür Freud bu haberi görece sakin karşılaşsa da, Paris, bu ölümlerin Freud’un babasının ölümünün yarattığı anıları ve nesne ilişkilerini yeniden aktif etmiş olabileceğini öne sürer. (Paris,2000)
Freud’un eserlerinde yas kelimesinin arttığı iki önemli eser daha vardır. Brincisi Düşlerin Yorumu, özellikle beşinci bölümü olan Rüyaların malzemesi ve kaynağı, (Elli defa) ve 1926’da Ketlenme, Semptom ve Kaygı’nın C ekinde Freud’un yas konusuna geri dönüp, acı kaygı ve yasın farklılıklarını açıkladığı bölüm. (On iki defa). Düşlerin Yorumu’nu Freud’un babasının ölümü ile ilişkilendirmek görece daha kolaydır. Ketlenme, Semptom ve Kaygı makalesinin yazıldığı dönemde ise Freud, Josef Breuer’in ölüm haberini alır. 1930’da ise annesi ölür ancak bu yaşam olayının ,yasın teorik işlenişine etkisine rastlanmaz. Bu bilgiler ışığında Paris, katı bir nedensellik olmasa da Freud’un yas ile ilgili düşüncelerini geliştirmesinde önemli üç baba figürünün ölümünün etkili olduğu sonucuna varır. Paris, Freud’un yaratıcılığının yas süreci ile olan ilişkisini betimler ve Freud’un hayatındaki kayıpların onun yaratıcı eylemini arttırdığı ve yasın acısına karşı yaratıcı eylemi savunma olarak kullandığını ifade eder. 1920’de Kızının ölümünden sonra başlayan, kurama yaptığı yaratıcı katkılardaki atılımı örnek gösteren Paris, Freud’un 8 Şubat 1920’de Jones’a gönderdiği mektubu tanık gösterir. (Paris, 2000) “Başıma gelen talihsizliği biliyorsun. Gerçekten üzücü ve asla unutulamayacak bir kayıp. Ama şu an için bu acıyı bir kenara koyalım. Biz var olmaya devam ettikçe yaşam ve iş devam etmeli. (Paskauskas’tan aktaran Paris, 2000)
Yaratıcı eylem üzerine yazan Anzieu (Anzieu’dan aktaran Paris, 2000), yaratıcı eylemin yas süreci gibi kişisel kriz durumlarından ortaya çıkabileceğini gözlemler ve yaratıcı edimi üç aşamada betimler. (1) Benliğin kısmi, ani ve derin ayrışması ya da gerilemesi, içsel bir krizin içinde bir eklemlenmeye izin verir. Bu ilham durumudur. (2) Benliğin bilinçli olarak kalmış kısmı, daha önce bilinçli hale gelmemiş olan bu bastırılmış, gerilemiş bilinç öncesi tarafından yakalanan kısmı işler. (3) Önbilinçli düşünce şimdi, birincil ruhsal sürecin bu ürünlerini merkezi bir çekirdeğe dönüştürme konusunda benlik idealinin yekisi altında bağlayıcı bir faaliyet gösterir.
Freud, 1914 Yazında Ferenzi’ye yazdığı mektupta “Hiç çalışamıyorum … ve bugün, bilim hakkında düşünmemin üzerinden bir hafta geçti. Üstesinden gelinmesi gereken zihinsel görevler çok zordu ve birinin üstesinden geldiğimde hemen yeni biri beliriyordu. Gün içinde çok asabi olduğumu ve sürekli dil sürçmesi yaptığımı fark ettim.” ifadelerini kullandığını belirten Paris, burada ikincil süreçlerin, birincil dürtü ve duygulanımlar tarafından ketlendiğinin açıkça görülmesini ve Anzieu’nun bahsettiği yaratım sürecindeki birinci aşamanın izleri olarak yorumlar. 25 Kasım 1914’te Freud’un Salome’ye “Çalışamadığım iki aylık süreden sonra ilgim tekrar harekete geçti ve zihnimin tamamen rahatladığını çok açık bir şekilde hissediyorum.” Burada, atalet, ikincil süreç ile işlenerek bilinçli düşünceye

 

 çıkmasından önceki bilinçdışı işleyişin motorudur. Freud, Ferenzi’ye 11. Ocak. 1915 tarihli bir mektubunda yer altı patlamalarından bahseder. Bilinçli benlik tarafından kontrolünü yeniden ele alınması olan üçüncü aşamaya kanıt olarak 25 Aralık 1914’de Jones’e yazdığı mektup gösterilebilir. “ Şimdi bir sentezde bir araya getirmeye çalışıyorum. Bu hali hazırda çok yeni olan ama ne yazık ki ruhsal dalgalanmalardan rahatsız olan bir çalışmadır.” Paris , burada metapsikoloji ile ilgili önemli kuramsal makalelere atıfta bulunulduğunu ancak ruh hali değişimlerinin benlik idealinin çalışmasını bozduğu ve hala bilinçli düşüncelerin kısa devre yaptığı yorumunu yapar. Freud, Abraham’a bir ay sonra yolladığı mektupta, fiziksel olarak iyi olduğunu ancak çalışamadığını, başladığı çoğu şeyi umut verici olsa da yarıda bıraktığını bu yaşadığının ilerici gelişmenin bir parçası mı olduğunu yoksa organik bir durumun sonucu mu olduğunu zaman göstereceğini ifade eder. Paris’e göre Freud’da ölüm veya ölüm tehdidi ile yaratıcı faaliyet, sanki düzensizlikten kurtulmak için ruhsal faaliyeti yoğunlaştırmakta ve nedensel bağ kurmaktır. (Paris,2000)
Freud’un kendi eserlerinde “Yas ve Melankoli”nin ana temalarının kökenlerini araştırmaya girişen Paris, Freud’un eserlerinde “yas” kelimesinin 170 defa geçtiğini, ancak bunun objektif bir veri olmadığına vurgu yapar. Freud’un yas ile melankoli olguları arasındaki ayrım ve normal yas süreci hakkında fikirleri zamana göre değişmektedir. Öncelikle, 1985’de sağlıklı bir annenin çocuğununun kaybına normal bir yas ile cevap vereceğini ifade eder. Normal yas süresinin uzunluğu üzerine Yahudi dini gelenek ve ritüelleri gözlemleyerek bir yıl gibi bir süreden bahseder ancak bunun çok üzerinde durmaz. Daha sonra Fare Adam vakasında, normal yasın bir yıldan iki yıla kadar sürdüğünü, patolojik olanın ise belirli bir süre ile kısıtlanmadan sonsuza dek sürebileceğini ifade eder. (Freud,1909). Yas ve Melankoli’deki formülasyonunda ise daha belirsiz bir ifade ile “belli bir zaman aralığı” olarak belirlenir.
Nesne kaybı ve buna bağlı olarak libidinal yatırımın kesilmesi ise, Freud’un yazınlarda kısa da olsa kendisini daha öncesinden göstermektedir. Freud, Schreber Vakasında (1911), Ancak normal zihinsel yaşamda (ve yalnızca yas dönemle­rinde değil) libidomuzu daima bu biçimde insanlardan ve diğer nesne­lerden hasta olmaksızın kopardığımız kesindir. İfadesini kullanır. 1913 Totem ve Tabu’da ise Yas ve Melankolide işlenecek olan mekanizmaya önemli bir anıştırma bulunur, ‘Yasın, gerçekleştirmek için oldukça özel bir psişik görevi vardır: onun işlevi, hayatta kalanların hatıralarını ve umutlarını ölümden kurtarmayı sağlamaktır” der.
Yas ve Melankoli’de tekrar eden bir ortak tema da çiftdeğerlilik temasıdır. Sevgi ve nefret arasındaki çatışma, Düşlerin Yorumun’dan itibaren Freud’un eserlerinde sık sık kendine yer bulur. Totem ve Tabu da ise çiftdeğerliliğe ilişkin bir bölüm vardır. “Sevilen ya­kınların (ebeveynlerin, ya da kardeşlerin) ölümüne ilişkin rü­yaların köken ve anlamını inceleyen herkes, rüyayı görenlerin, çocukların ve vahşilerin, ölüye yönelik —duygusal ikircikliğe dayanan— tutumlarında birbirlerine benzediklerine inanacak­tır.” (Freud, 1999, sf119). Ölen kişiye yönelik ikircikli duygular konusunda gözlemlerine devam eden Freud, ilkel insanlarda ölülerden korkma ve ölüm tabusu bu ikirciklik ve kayıp ekseninde açıklamaya girişir. Kişinin sevdiği nesnenin kaybı sonrasında nesneye yöneltmiş olduğu bilinçdışı nefret duygularının daha çok bastırmaya tabi olduğunu, benliğin bu noktada yansıtma denilen bir mekanizmaya başvurarak kayıp nesneye kendi nefretini yansıttığını ve bu da nesneyi persekütif algılanmasına neden olarak ölüden ve ölü ruhlar tarafından cezalandırılma tarzı düşüncelere neden olduğunu öne sürer. Paris, Freud’un metinindeki ilkel insanlar kullanımını, insanın en erken gelişim dönemine eşdeğer olabileceğine yönelik bir anıştırmada bulunur.
Freud’un Rovertson Smith’in Semitizm Dini Üzerine Dersler isimli kitabı heves ile okuduğu ve kişisel kitaplığındaki basımının üzerine bir çok not aldığı bilinmektedir. İlkel kabilelerin kurban törenleri ile Yahudilerin kurbanı yasaklamasından ve ölünün bedeninin bir kumaşa konulduğu ve yakınlarının başında ağladığı geleneği anlattığı bir paragrafın son cümlesi olan “Nesne ölü ile kalıcı bir anlaşma yapar”’ın altını çizmiştir. Paris’e göre Freud, Yahudilerde, yas tutan kişinin ağıtlar eşliğinde kendi giysisini parçalamasının, bedene olan saldırının bir çeşit ikamesi olduğunu biliyordu. Ayrıca Paris’e göre, göğsüne vurmanın İbranicesinin yas tutmanın genel terimine dönüştüğü unutulmamalıdır. Freud aynı kitapta, “Yasın doğal işaretleri hafife alınmamalıdır. Tüm bu tür davranışlar ikincil bir yapıdadır” ifadesinin altını çizer. Bu Freud’un yasın derinlerine odaklandığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Paris, Yahudi geleneklerinde kayıp ve yasın toplumsal ve sembolik doğasına atıfta bulunur. Yahudi Ansiklopedisinde yas “yakın akraba, arkadaş, ulusal lider ya da ulusal bir felakete tepki olarak acı ve üzüntü ifadesi” olarak tanımlanırken, Katolik Roma’da ise yas, kollektif bir alandan çok bireysel bağlamda tanımlanır. Yas ve Melankoli’de Freud, Yahudilerin yas tanımından etkilenmiştir ve yası “sevilen bir yakının veya ülke, özgürlük, bir ideal gibi düşünsel-soyut bazı değerlerin kaybına karşı gelişen bir reaksiyon” olarak tanımlayarak yasın bağlamını genişletir. Yahudi geleneğinde, ölümden sonra ölünün bedeni bir an önce toprağa verilmelidir ve mumyalamak gibi yaşam ilizyonunu sürdürecek olan gelenekler yasaklanmıştır, Bu yeniden dirilişe ve ölünün yaşamayı devam etmesine karşı gelişen katı gelenek, Roman katolikliğinin yeniden diriliş odaklı tarzına çok zıttır ve Freud’un Yas ve Melankolide ki güçlü gerçeklik testi vurgusunu güçlendiren kültürel bir kaynak olarak görülebilir.
Paris’e göre Freud’un dönemin psikiyatrik kaynaklarından özellikle Meynert’den etkilendiği düşünülebilir. (Aynı hastaya bakmaları, Meynert’in yas üzerine metnini Freud’un abone olduğu dergide yayınlanması vb..) Meynert, yas sürecini ve kaybolan nesne ile o nesnenin benlikteki çağrışımsal önemine vurgu yapmış, yas ile melankoli arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir.
1914-1915 tarihlerinde Freud ve onun ilk takipçileri Narsisizm sorunsalı üzerinde çalışmaktadır. Freud’un 1 Nisan 1915 tarihli Salome’ye mektubunda Narsisizm üzerine görüşlerinin melankoli ve diğer bilinmeyen durumları araştırmada çok faydalı bulduğunu ifade eder. 30 Aralık 1915’de Freud’un çok sevmediği Victor Tausk, “Melankolinin Psikanalitik Yorumuna Katkılar” isimli bir makale sunar. Makalede, Tausk, melankoli ile mani arasındaki bağlantıya ve yatırımın doğasına odaklanır ve melankolide yatırımın narsisistik olduğunu iddia eder. Freud Tausk’un bu katkısına çok fazla destek vermemiştir. Parsi, bunun, Salome’ye açıkça itiraf ettiği Tausk’a olan öfkesinden kaynaklanabileceğini düşünmektedir. “Tausk’un çalışmasına olan ilginizi ve narsisizm konusuna benzer yaklaştığınızı biliyorum. Ama argümanları benim için anlaşılmazdı. Ona olan ilgin, onu anlamak için büyük çaba sarf etmemi sağladı; ama bu çabada başarılı olamadım (s. 27).” Bu mektup Tausk’un sunumundan bir ay Yas ve Melankolinin yayınlanmasından bir hafta önce yazılmıştır ve Paris’e göre Tausk’un çalışmalarının reddinin ilanıdır.
7 Şubat 1915’de Freud, Ferenzi’ye olan mektubunda Yas ve Melankoli’nin taslağını yollar ve makaleyi beş açıdan tanıtır. (1) Freud, zorunlu olarak acı verici olan yası ve libidinal ayrılığı tartışarak başlar. (2) Melankolide benliğin fakirleşmesine vurgu yapar. (3) Kendini suçlamaların aslında libidinal nesneyi hedef aldığını, benliğin nesne ile özdeşleştiğini ve yas sürecinin nesne yatırım süreci olarak değil benlik yatırım süreci olarak işlediğini ifade eder. (4) Nesne yatırımının, benlik yatırımına olan etkisini ve çeşitli özdeşim türlerini inceler. (5) Narsisistik nesne seçimi ile maninin açıklaması ile bitirir.
Ferenzi: “Melankoli fikrinizi çok iyi buldum. Varsayımınıza göre, melankoli aktarımı ile güncel narsisistik nevrozlar arasında bir şey. Sevgi nesnesinin kaybının yarattığı yas, narsisistik benliğin kaybının yarattığı yasa dönüşür. Bu saplantı noktası belki de narsisizmden nesne sevgisine geçiş aşamasıdır. Özellikle bunu destekleyecek olan şey, yansıtma ve içe yansıtma mekanizmalarndaki bir bozukluk ile ilgili olması gerçeğidir. (Benlik ile benlik olmayan arasındaki sınır) Melankoli bu nedenle (mekanizmasına göre) güncel içe yansıtma psikozudur (duygulanım nesneden benliğe yer değiştirir.). Halbuki histeride ve benzerlerinde yatırım sadece bir nesneden bir başkasına kaymaktadır. Paranoya benlikten dış dünyaya yansıtmaya neden olur. (22 Şubat 1915, Freud, 1992b, Cilt 2, s. 50).”

 

 Mektubu ile cevap verir. Ferenczi ilk cevabında özellikle 3. Ve 4. Maddelere odaklanmaktadır ve içe yansıtma mekanizmasına gönderme yaparak kendi fikirlerini paylaşır. Freud’un verdiği cevap kayıptır. Ferenczi 25 Şubat 1915’de ikinci yorumunu yapar. Ferenczi mektuplarında kendi içe yansıtma kavramını geliştirirken aynı zaman da büyük hocası olarak kabul ettiği Freud’un fikirlerini benimsemeyi ve geliştirmeyi denemektedir. “Melankoli fikirlerinizi anlamadığımı düşünmüyorum. Kuşkusuz bu girişimi benim “içe yansıtma” kavramımı onore etmek için kullandım. (Sizin narsisistik benlik üzerine nesnenin yansıtılması dediğinize ben “içe yansıtma” diyorum. Fakat dikkatinizi bu terime çektiğim gerçeği ile melankoli hakkındaki fikirlerinize yönelik görüş ve düşüncülerimi bulandırmak istemem. Sizi yanlış anladığımı düşünmüyorum. Sizin görüşünüze göre melankolik intiharın çifte intihar olduğunu anladım. Kendisini öldürür (Eleştirel benliği) ve onu aldatmakta (eleştirel benliği) bir süre başarılı olduktan sonra (narsisistik benlik) değersiz olduğunu kanıtlanan sevgi nesnesini (benliğini) öldürür. Hastalığa neden olan durum narsisistik benlik için model teşkil eden öteki insan tarafından hayal kırıklığına uğratılmaktan etkilenmiş ve bu değersizleştirme kişinin kendi değersizliğini ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden, dementia kurbanı narsisistik benliği ile mutlu bir şekilde evliyken ve paranoyak (paranoyaklar da kendiden tamamen memnun olmazlar) mutluluk görünümünü nasıl koruyacağını bilirken (kendinden), melankoli kendi kendine aşık olan talihsiz (değersiz) bir olgudur.
Bu arada, yansıtma ve içe yansıtma terimlerinin çok titizce değerlendirilmesi gerektiğini kabul ediyorum. Her özdeşim sürecinde, ortaya çıkmış (yansıtılmış) narsisizm ve benliğe çekilmiş (içe yansıtılmış) nesne karşılaşır. Bu sürekli ve salınımlı bir süreç olmalıdır. İçe yansıtma ve yansıtma süreçleri sadece özdeşleşme tamamlandıktan sonra hangi yönün ağır bastığını gösterecektir. . Narsisizm’e Giriş’ten sonra, kişi özdeşimin (yansıtma, içe yansıtma) iki sınırı olduğunu kabul etmelidir. (1) Benlik ile narsisistik benlik arasındaki sınır (2) Narsisistik benlik ile dış dünya arasındaki sınır. Ayrıca nesne sınırında olduğuna karar verdiğimiz tüm mekanizmalar, benlik sansürü ve benlik nesnesi arasındaki sınır olarak da düşünülebilir.”
Yas ve Melankoli üzerine yapılacak derinlemesine okumalarda içe yansıtmanın izleri sürülebilir olsa da Freud, Ferenczi’nin bu içe yansıtma kavramına cevap vermediğine vurgu yapan Paris, bunu Freud’un bilinçsiz savunmaları ile ilişkilendirir. (Paris, 2000)
28 Şubat 1915 tarihli mektubunda Abraham, Freud’un söylemlerini kendi klinik gözlemlerinde de bir çok kez gördüğünü, makalenin ilk cümlesinden son cümlesine kadar Freud’un fikirlerine katıldığını ifade eder. Abraham “Bana yeni bir şey öğretmeyen ilk yazınız olduğunu söylerken sadece bir kez yeniden düşünmem gerekmedi” ifadesini kullanır.
31 Marttaki mektubunda Abraham, Freud’a uzun bir mektup yazar. Mektubunda, Kurt Adam vakasını örnek göstererek orada obsesyonun anal erotik ve sadistik bir gerilemeyi gösterdiğini, kendisi de melankolide sadizmin önemli rol oynadığını düşündüğünü ifade eder. Melankolik hastalarının analizinde çok fazla derecede saldırganlık ve şiddet ortaya çıktığını gözlemlediğini söyler. Abraham’a göre melankolik hastalardaki öz-kınama bastırılmış agresyonun tezahürüdür. Melankolik hastaların motor faaliyetlerindeki inhibisyon, motor hareketleri zararsız hale getirmeye hizmet etmekte ve saldırganlık ile ilgili bu durum, melanoliklerin çevresindekilere hayatı zehir etmelerinde de görülmektedir. Sadizmin manik safhada en açık haliyle görebileceğini de ekler. Anal erotizmin ise melankoli vakalarında yoğun bir öneme sahip olmadığını düşündüğünü ancak bu konuda tam anlamıyla emin olmadığını belirtir. Sonrasında melankoliğin suçluluk duyguları üzerine düşünen Abraham, Freud’un narsisizm üzerine metnine gönderme yaparak bu suçluluğun kökenini çocuğun anne ile birleştiği ve anneyi yiyip bitirdiği bir döneme gönderme yaparak, melankoliklerin cannibalistik eğilimleri olduğunu iddia ederek, oral gelişime atıfta bulunur. Melankoliklerin “açlık korkusu” duyduğunu ifade eder ve yiyeceğin sevgi ile eşdeğerliğini vurgular. Ona göre obsesif nevrozlarda anal bölgenin rolünü, melankolide oral bölge alır. Kurt adam mitini depresif delüzyonlara simgesel bir örnek olduğunu ifade ederek, kurt adama dönüşen kişilerin insan yiyerek beslendiğini hatırlatır. Bu açıklamalar ile melankolide benliğin yoksullaşmasının daha kolay anlaşılabileceğini belirten Abraham, benliğin birleşmek istediği ve yutup yok ettiği şeye sahip olamayacağını savunur ve Freud’un Yas ve Melankoli’de savunduğu ana fikirlerin doğru olduğunu düşündüğünü onlara oral erotizmin ve sadizmin eklenmesi gerektiğini ifade eder.(Abraham,1915)
Freud bu mektuba bir ay sonra cevap yazar. Abraham’a fikirleri ve yorumlarının çok faydalı olduğunu özellikle oral libido ve bunun melankoli ile ilişkisi konusunda söylediklerinden çok etkilendiğini ifade eder. Ancak Abraham’ın libidinal gerileme ve bilinçdışı nesne yatırımından geri çekilmeye gerekli önemi vermeyerek anal erotizmi ve sadizmi çok ön plana aldığını, anal erotizmin her semptomda az ya da çok bulunabileceğini bir hastalığın açıklanmasının o hastalığın dinamik ekonomik ve topografik bakış açılarıyla görülen mekanizmasından kaynaklanması gerektiğini ileri sürer. Abraham buna cevabında, Freud’un yorumlarında ve bazı konularda daha çok kanıt istemekte haklı olduğunu ifade eder. Abraham ile bu yazışma, çift değerlilik ve Abraham’ın küçük bir başkaldırısının Yas ve Melankoli’yi etkilemiş olmalıdır. (Paris, 2000)
Yas ve Melankoli’de yapılan referanslar incelendiğinde ilk referansın Abraham’a olduğu görülür. Freud, melankoli sorunsalına katkı olarak Abraham’ın nesnenin cannibalistik içe alımına gönderme yapar ve Abraham’ın söylemini haklı bulur.
İkinci referans ise Karl Landurer’in “Katatonide kendiliğinden iyileşme” isimli 1914 tarihli makaleyedir. Freud, nesne sevgisinin yerine özdeşimin konulmasını narsisistik mekanizma olarak kullanılmasına, Landurer’in sunduğu vaka öyküsünü kanıt olarak öne sürer. Bu vaka öyküsü, babasının intiharından sonra katatonik tepkiler geliştiren genç bir kız üzerinedir. Bu kız 23 yaşındadır ve annesi doğumda ölmüştür. Landurer bu vakayı büyük bir klinik incelikle ve Freud’un düşüncelerine sadık bir şekilde sunar. Paris bu makaleden iki alıntı yapar: “Bir sevgi meselesi olan yasını işlemek yerine sevgi yatırımını terk eder ve narsisizmin karakteristiği olan nesne seçiminin ilkel formuna geriler. …Böylece sevgi ve nefreti, bu ikisinin bir olduğu narsisistik önaşamaya dönüştürür.”
Üçüncü referans 1913’de yayınlanan Tausk’un “Telafi ile bastırmaya yönelik motivasyonun düşmesi” (Devaluation of the motive for repression by recompense Orj: Almanca) isimli makaleyedir. Tausk burada kişinin bastırmayı hangi motivasyon ile kaldırdığını soruşturur. Ona göre bastırmanın göreceli değerini vurgular. Bastırmanın kaldırılması kişiye daha fazla hoşnutsuz durumdan kaçınmasına yardımcı olacaktır der ve çoğu bastırılan imge haz ile ilişkili olduğunu ve bastırmanın kaldırılmasının narsisistik bir kazanç ortaya koyacağını ekler. Haz, bastırmanın kaldırılmasına yönelik motivasyondur. Freud, benliğin yastan vazgeçmesini ekonomik anlayış ile açıklarken Tausk’un bu görüşünden etkilendiği düşünülse de açık olarak bir referans yapmamıştır. (Bernard, 2000)

 

Paris, M.L. (2000). ‘Mourning and Melancholia’. Int. J. Psycho-Anal., 81(4):667-686